21 Mart 2014 Cuma

SAATE BAKMAK - senaryo öykülem 1



Denizin üzerinde yürüyoruz varsayalım
Denizin ne güzelliği kalır ki
Boğulup ölmeyi bilmiyoruz varsayalım
Yüzmenin ne anlamı kalır ki



Evden çıkarken saate baktı, 21:05. Sokakta kimse yoktu. Belediye asfalta mıcır dökmüş, kaldırım ıskalanmamıştı. İçinden söylenmeye başladı. “Madem işi yarın yapacaksın, akşamdan inşaata çevirmesen geberir misin? Neyse siktir et” deyip yola devam etti. Bunlarla uğraşacak vakti yoktu. Şirin’i alıp bir an önce karşıya geçmeliydi. Yerde bozuk para sesi duydu. Cebindeki bozuk paraları yokladı. Öğlen yediği dönerin para üstü eksiksizdi.

Doğancılar parkının karşısındaki durağa gelip bekledi. Gelen dolmuşta yer olmadığından binemedi. Paketten bir sigara çıkardı. Çakmağın gazı azaldığından zor yaktı. Hazır gazı azalmışken, sırf ses olsun diye çakmağı duvara vurup patlatacaktı ki köşedeki karakolu hatırlayıp vazgeçti. Dolmuşa bindiğinde saate baktı, 21:21. Haldun Taner’in önüne geldiğinde beyine işleyen lağım kokusunu aldı. Karnının gurultusunu duydu. “Gidip bir şeyler atıştırsam mı?” diye düşündü. Vakit yoktu, vazgeçti. Yolun karşısına geçecekti ki tiyatronun yanındaki gazete bayisinde Zeynep’i gördü. İçinde bir korku ve heyecan belirdi. Yanına gidip gitmemekte kararsız kaldı. Halbuki bir gün karşılaşmaları durumunda soğukkanlı olmak için provalar bile yapmıştı.